HASAN ÇINAR’IN DOĞUM HİKÂYESİ
Uzun zamandır yalnız ve ümitsizdim. Yaşım 35 i geçeli epey olmuş anne olma ümidimi yitirmiştim. Sonra bir gün ansızın yılların derinliğinden yakışıklı prensim yani baban çıkageldi.23 yıl önce ki liseli aşkım beni adeta büyüledi, rüyada gibiydim. Evlenme teklifini hemen kabul ettim. Çok kısa bir süre sonra sadece 3 ay sonra döngüm gecikti, baban o sırada Antalya’daydı. Eczaneden aldığım testi uyguladım, iki net çizgi çıktı, çok iyi bilmeme rağmen heyecandan kafam karışmış iki çizginin negatif mi pozitif mi anlama geldiğini unutuvermiştim.Prospektüsü okudum, evet sanırım hamileydim. İnanmakta güçlük çektim çünkü ben doğal yollarla anne olma yetisinden yoksun olduğumu sanıyordum. Bir süre ne yapacağımı bilmeden evin içinde öyle şaşkın öyle amaçsız dolandım durdum sonra babanı aramak aklıma geldi. Haberi verdiğimde öyle çok sevindi ki evden çıkmamamı birazdan birinin bana bir şey getireceğini söyledi. Beni tebrik etmek için bir çiçekçiyi arayıp bana çiçek göndereceğini düşündüm. Şaşkın şaşkın, yeni durumumu, hamileliğimi anlamaya algılamaya çalışırken kapı çaldı ve karşımda babanı buldum. Meğer bana sürpriz yapmış, bütün o telefon konuşmalarımız esnasında yoldaymış Marmaris e yanıma geliyormuş! Çok sevinmiş çok heyecanlanmış çok şaşırmıştım ama bu kadar üst üste gelen heyecanı kaldıramamış oradaki koltuğa yığılıvermiştim.
Sonra ki günler öyle güzel geçti ki, adeta rüya devam ediyordu… Bu bir masaldı, baban bir masal prensi ben ise peri kızıydım. Yeryüzündeki en şanslı insan, en mutlu hamile bendim. Baban işten ayrılmıştı, hep benimleydi. İşten çıkarılırken aldığı tazminat sayesinde paramız da vardı, bol bol gezdik eğlendik. Adeta ayrı geçirdiğimiz 23 yılın acısını çıkarıyorduk. Her ay düzenli olarak doktor kontrollerine gidiyor, ultrason da sana bakıyorduk, bir daha ki kontrole dek seni özlüyorduk.
Bu arada yarım kalan yüksek lisans tezimi yazıp teslim ettim. Sen doğmadan bu işi de halletmiş oldum. Hamile olduğum 9 ay boyunca sadece tez yazarken geçirdiğim 1 ay sıkıntılı ve stresli geçti… Hala o süreçte sende etkilendin mi, karnımda strese girdin mi diye merak eder, hayıflanıp dururum.
Doğum günün 3 Kasım 2008 olarak belirlendi… Cinsiyetini öğrendiğimiz an babanın gözlerindeki ışıltıyı görmeliydin.
Büyük gün yaklaşmıştı, evdeki hazırlıklar tamamlanmıştı.3 Kasım pazartesi sabahı erkenden baban ve Betül teyzenle Muğla Yücelen Hastanesine gittik. Operasyon için beni hazırladılar. Sedyeyle ameliyathaneye götürülürken son kez babanla göz göze geldik ve ben ağlamaya başladım. Bu gözyaşlarında heyecan, korku, mutluluk vardı. Ameliyathane kalabalık ve aydınlıktı, ben ise hala ağlıyordum. Serum takıldıktan sonra biraz sakinleştim sonrasında çenem düştü. Sadece belden aşağının uyuşturulduğu epidural sezaryen yöntemiyle seni çıkaracaklardı. Doktor Selda Hanım zayıf çelimsiz kollarıyla açılan küçük kesikten seni dışarı çıkarabilmek için epey uğraştı, “karın kasların çok sert Feyzan”, “kollarım ağrıdı Feyzan”, kendini sıkma Feyzan” diye diye söylene söylene seni dışarı aldı. Aman allahım o ne muhteşem bir andı, dünya durmuştu. Seni ebeye verdi, ebenin kollarında 4 kiloya yakın, ışık saçan, nur topu gibi bir oğlan çocuğu bana doğru getiriliyordu. Seni bana uzattılar, kanlı saçlarının örttüğü o muhteşem alnına bir öpücük kondurdum. Daha sonra seni görebileceğim bir sedyeye yatırdılar, ağladın mı hiç hatırlamıyorum ama ben mutluluktan ağlıyordum… Seni güzelce sildiler, sardılar sarmaladılar ve odaya babanın yanına götürdüler…
Adını Aslı teyzen koydu.”Çınar”, her iki dedenin adı da Hasan olduğu için adın “Hasan Çınar” oldu. Öyle güzel bir bebeksin ki, sarı saçların, masmavi gözlerin, pembe dudakların var… Gerçekten her bebek bir mucize…
Şu anda 16,5 aylıksın.10 aylıkken emekledin. Bernoş teyzen emekleyebilmen için çok uğraştı, seni çalıştırdı ve en sonunda Berna nın kahkahaları benim iki damla gözyaşım eşliğinde emekledin. Emekledikten 20 gün sonra yürüdün. Hepimiz çok sevindik çünkü seni ellerinden tutup yürütmekten bunalmıştık. 4 üst 4 alt ve 3 azı olmak üzere 11 dişin var. Ah o azılar… Ah o azılar… Onlar çıkıncaya kadar ardı ardına geçen 7 uykusuz gece ve gündüz okulun yoğunluğu beni resmen depresyona soktu. 2010 yılı ocak ayının son haftası kâbus gibi geçti.14 aylıktın seni memeden kestiğimde aynı gecelere denk düşüyor. 2 kez ketçap sürmem yetti, bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordum çünkü çok düşkündün memişlere. Sabahlara kadar yaka iğnem gibiydin, sen uyuyor ama beni uyutmuyordun.
Henüz 17günlüktün…Sen, baban ve ben uzun bir seyahate çıktık. İlk durak Konya idi Abin Yiğitle tanıştın. İkinci durak Ankara’ydı, anneannen, deden, teyzelerin ve kuzenlerinle tanıştın. Nihan teyzenin oğlu Eren’le sütkardeş oldunuz. Üçüncü durak Samsun’du. Babaannen ve dedenle tanıştın. Orada biraz uzun kaldık. Marmaris’e döndüğümüzde 2 aylık olmuştun. Üst komşunun kızı Ezgi seni sevdi öptü kokladı ve ilk grip virüsü ilk ilaçlar ilk antibiyotikler… Daha çok küçüktün ve ben hala acemi bir anne sayılırdım. Sadece 2 aylık olan minik oğlum öksürüyor, hapşırıyor, acıyla ağlıyor, tam olarak bir türlü uykuya dalamıyordu. 10 gün sürdü hastalığın ve daha da güçlenmiş olarak grip virüsünü yendin. Çok sağlıklı, çok iştahlı, iyi uyuyan ve gürbüz bir bebeksin. Büyüme çizgin (kilon ve boyun) akranlarının çok üstünde. Henüz 1,5 yaşında bile değilsin ama 3 yaş kıyafetleri giyiyorsun, seni çok uzun kucağımda taşıyamıyorum çünkü ağırsın.16kg ağırlığında ve 85cm boyundasın. Hele bugünlerde öyle tatlı öyle komik öyle mutlu öyle huzurlusun ki… Okuldayken seni çok özlüyorum…
Baban 11 aydır Antalya’da çalışıyor… Hafta sonları geliyor, uzun tatillerde biz gidiyoruz. Okul ve özel dersler dışındaki tüm zamanımı sen, Sevgi annen, oğulları Emre ve Ömer can’la geçiriyorum.
Sevgi annen; karşı komşumuz, ben okuldayken sana kendi oğlu gibi, sevgiyle ve özenle bakıyor, aklım hiç sende kalmıyor… Sevgi anneni ve ailesini ikimiz de çok seviyoruz…
“1,5 YAŞINA DOĞRU”
Büyüdüğünü, bilinçlendiğini fark ediyorum. Her şeyi anlıyorsun. Saçını, kulağını, burnunu, ağzını, dişini, saçını, ayağını vs hepsini gösteriyorsun. Halkaları küçükten büyüğe çubuğa dizebiliyor, kovalarla kule yapıyor sonra onları iç içe koyabiliyorsun. Kumandayı getir, otur, kapıyı kapat gibi komutları anlıyor uyguluyorsun. İstediğin her şeyi vücut dilinle anlatabiliyorsun. Konuşma konusunda ise biraz tembelsin.Baba ve mama sözcükleri dışında çok net başka kelime edemiyorsun.Ama ağzın kalabalık, anlaşılmaz bir şeyle söylüyorsun kendi kendine…Akşamları ben okuldan döndüğümde ilş iş işaret parmağını dudaklarıma uzatıp benden bir öpücük alıyorsun sonra da beni yatırıp sen de göbeğime yatıyorsun. Bu ritüel 1–2 dk. kadar sürüyor.
Babanı özlüyorsun… Hafta sonu baban bizimleydi… Pazartesi sabah çok erken sen uyurken Antalya ya gitmek üzere yola çıktı. Sen 6.30 gibi uyandın, yatak keyfi yapmayı sevdiğin halde alelacele tek ayağın çıplak yataktan indin, beni duymuyor görmüyordun. Doğruca babanın yatağına gittin uzun uzun boş yatağa baktın ve sonra ağlamaya başladın. Sanırım babanı rüyanda görmüştün. Bu ilk hayal kırıklığın, ilk yürek sızın mıydı oğlum? Seni nasıl teselli edeceğimi bilemedim… Öptüm, kokladım…”baba gelecek oğlum, baba gelecek… Bizi arabasıyla gezdirecek… Hadi uyuyalım oğluşum… Saat daha çok erken… Hadi uyuyalım…”
Uzun zamandır yalnız ve ümitsizdim. Yaşım 35 i geçeli epey olmuş anne olma ümidimi yitirmiştim. Sonra bir gün ansızın yılların derinliğinden yakışıklı prensim yani baban çıkageldi.23 yıl önce ki liseli aşkım beni adeta büyüledi, rüyada gibiydim. Evlenme teklifini hemen kabul ettim. Çok kısa bir süre sonra sadece 3 ay sonra döngüm gecikti, baban o sırada Antalya’daydı. Eczaneden aldığım testi uyguladım, iki net çizgi çıktı, çok iyi bilmeme rağmen heyecandan kafam karışmış iki çizginin negatif mi pozitif mi anlama geldiğini unutuvermiştim.Prospektüsü okudum, evet sanırım hamileydim. İnanmakta güçlük çektim çünkü ben doğal yollarla anne olma yetisinden yoksun olduğumu sanıyordum. Bir süre ne yapacağımı bilmeden evin içinde öyle şaşkın öyle amaçsız dolandım durdum sonra babanı aramak aklıma geldi. Haberi verdiğimde öyle çok sevindi ki evden çıkmamamı birazdan birinin bana bir şey getireceğini söyledi. Beni tebrik etmek için bir çiçekçiyi arayıp bana çiçek göndereceğini düşündüm. Şaşkın şaşkın, yeni durumumu, hamileliğimi anlamaya algılamaya çalışırken kapı çaldı ve karşımda babanı buldum. Meğer bana sürpriz yapmış, bütün o telefon konuşmalarımız esnasında yoldaymış Marmaris e yanıma geliyormuş! Çok sevinmiş çok heyecanlanmış çok şaşırmıştım ama bu kadar üst üste gelen heyecanı kaldıramamış oradaki koltuğa yığılıvermiştim.
Sonra ki günler öyle güzel geçti ki, adeta rüya devam ediyordu… Bu bir masaldı, baban bir masal prensi ben ise peri kızıydım. Yeryüzündeki en şanslı insan, en mutlu hamile bendim. Baban işten ayrılmıştı, hep benimleydi. İşten çıkarılırken aldığı tazminat sayesinde paramız da vardı, bol bol gezdik eğlendik. Adeta ayrı geçirdiğimiz 23 yılın acısını çıkarıyorduk. Her ay düzenli olarak doktor kontrollerine gidiyor, ultrason da sana bakıyorduk, bir daha ki kontrole dek seni özlüyorduk.
Bu arada yarım kalan yüksek lisans tezimi yazıp teslim ettim. Sen doğmadan bu işi de halletmiş oldum. Hamile olduğum 9 ay boyunca sadece tez yazarken geçirdiğim 1 ay sıkıntılı ve stresli geçti… Hala o süreçte sende etkilendin mi, karnımda strese girdin mi diye merak eder, hayıflanıp dururum.
Doğum günün 3 Kasım 2008 olarak belirlendi… Cinsiyetini öğrendiğimiz an babanın gözlerindeki ışıltıyı görmeliydin.
Büyük gün yaklaşmıştı, evdeki hazırlıklar tamamlanmıştı.3 Kasım pazartesi sabahı erkenden baban ve Betül teyzenle Muğla Yücelen Hastanesine gittik. Operasyon için beni hazırladılar. Sedyeyle ameliyathaneye götürülürken son kez babanla göz göze geldik ve ben ağlamaya başladım. Bu gözyaşlarında heyecan, korku, mutluluk vardı. Ameliyathane kalabalık ve aydınlıktı, ben ise hala ağlıyordum. Serum takıldıktan sonra biraz sakinleştim sonrasında çenem düştü. Sadece belden aşağının uyuşturulduğu epidural sezaryen yöntemiyle seni çıkaracaklardı. Doktor Selda Hanım zayıf çelimsiz kollarıyla açılan küçük kesikten seni dışarı çıkarabilmek için epey uğraştı, “karın kasların çok sert Feyzan”, “kollarım ağrıdı Feyzan”, kendini sıkma Feyzan” diye diye söylene söylene seni dışarı aldı. Aman allahım o ne muhteşem bir andı, dünya durmuştu. Seni ebeye verdi, ebenin kollarında 4 kiloya yakın, ışık saçan, nur topu gibi bir oğlan çocuğu bana doğru getiriliyordu. Seni bana uzattılar, kanlı saçlarının örttüğü o muhteşem alnına bir öpücük kondurdum. Daha sonra seni görebileceğim bir sedyeye yatırdılar, ağladın mı hiç hatırlamıyorum ama ben mutluluktan ağlıyordum… Seni güzelce sildiler, sardılar sarmaladılar ve odaya babanın yanına götürdüler…
Adını Aslı teyzen koydu.”Çınar”, her iki dedenin adı da Hasan olduğu için adın “Hasan Çınar” oldu. Öyle güzel bir bebeksin ki, sarı saçların, masmavi gözlerin, pembe dudakların var… Gerçekten her bebek bir mucize…
Şu anda 16,5 aylıksın.10 aylıkken emekledin. Bernoş teyzen emekleyebilmen için çok uğraştı, seni çalıştırdı ve en sonunda Berna nın kahkahaları benim iki damla gözyaşım eşliğinde emekledin. Emekledikten 20 gün sonra yürüdün. Hepimiz çok sevindik çünkü seni ellerinden tutup yürütmekten bunalmıştık. 4 üst 4 alt ve 3 azı olmak üzere 11 dişin var. Ah o azılar… Ah o azılar… Onlar çıkıncaya kadar ardı ardına geçen 7 uykusuz gece ve gündüz okulun yoğunluğu beni resmen depresyona soktu. 2010 yılı ocak ayının son haftası kâbus gibi geçti.14 aylıktın seni memeden kestiğimde aynı gecelere denk düşüyor. 2 kez ketçap sürmem yetti, bu kadar kolay olacağını tahmin etmiyordum çünkü çok düşkündün memişlere. Sabahlara kadar yaka iğnem gibiydin, sen uyuyor ama beni uyutmuyordun.
Henüz 17günlüktün…Sen, baban ve ben uzun bir seyahate çıktık. İlk durak Konya idi Abin Yiğitle tanıştın. İkinci durak Ankara’ydı, anneannen, deden, teyzelerin ve kuzenlerinle tanıştın. Nihan teyzenin oğlu Eren’le sütkardeş oldunuz. Üçüncü durak Samsun’du. Babaannen ve dedenle tanıştın. Orada biraz uzun kaldık. Marmaris’e döndüğümüzde 2 aylık olmuştun. Üst komşunun kızı Ezgi seni sevdi öptü kokladı ve ilk grip virüsü ilk ilaçlar ilk antibiyotikler… Daha çok küçüktün ve ben hala acemi bir anne sayılırdım. Sadece 2 aylık olan minik oğlum öksürüyor, hapşırıyor, acıyla ağlıyor, tam olarak bir türlü uykuya dalamıyordu. 10 gün sürdü hastalığın ve daha da güçlenmiş olarak grip virüsünü yendin. Çok sağlıklı, çok iştahlı, iyi uyuyan ve gürbüz bir bebeksin. Büyüme çizgin (kilon ve boyun) akranlarının çok üstünde. Henüz 1,5 yaşında bile değilsin ama 3 yaş kıyafetleri giyiyorsun, seni çok uzun kucağımda taşıyamıyorum çünkü ağırsın.16kg ağırlığında ve 85cm boyundasın. Hele bugünlerde öyle tatlı öyle komik öyle mutlu öyle huzurlusun ki… Okuldayken seni çok özlüyorum…
Baban 11 aydır Antalya’da çalışıyor… Hafta sonları geliyor, uzun tatillerde biz gidiyoruz. Okul ve özel dersler dışındaki tüm zamanımı sen, Sevgi annen, oğulları Emre ve Ömer can’la geçiriyorum.
Sevgi annen; karşı komşumuz, ben okuldayken sana kendi oğlu gibi, sevgiyle ve özenle bakıyor, aklım hiç sende kalmıyor… Sevgi anneni ve ailesini ikimiz de çok seviyoruz…
“1,5 YAŞINA DOĞRU”
Büyüdüğünü, bilinçlendiğini fark ediyorum. Her şeyi anlıyorsun. Saçını, kulağını, burnunu, ağzını, dişini, saçını, ayağını vs hepsini gösteriyorsun. Halkaları küçükten büyüğe çubuğa dizebiliyor, kovalarla kule yapıyor sonra onları iç içe koyabiliyorsun. Kumandayı getir, otur, kapıyı kapat gibi komutları anlıyor uyguluyorsun. İstediğin her şeyi vücut dilinle anlatabiliyorsun. Konuşma konusunda ise biraz tembelsin.Baba ve mama sözcükleri dışında çok net başka kelime edemiyorsun.Ama ağzın kalabalık, anlaşılmaz bir şeyle söylüyorsun kendi kendine…Akşamları ben okuldan döndüğümde ilş iş işaret parmağını dudaklarıma uzatıp benden bir öpücük alıyorsun sonra da beni yatırıp sen de göbeğime yatıyorsun. Bu ritüel 1–2 dk. kadar sürüyor.
Babanı özlüyorsun… Hafta sonu baban bizimleydi… Pazartesi sabah çok erken sen uyurken Antalya ya gitmek üzere yola çıktı. Sen 6.30 gibi uyandın, yatak keyfi yapmayı sevdiğin halde alelacele tek ayağın çıplak yataktan indin, beni duymuyor görmüyordun. Doğruca babanın yatağına gittin uzun uzun boş yatağa baktın ve sonra ağlamaya başladın. Sanırım babanı rüyanda görmüştün. Bu ilk hayal kırıklığın, ilk yürek sızın mıydı oğlum? Seni nasıl teselli edeceğimi bilemedim… Öptüm, kokladım…”baba gelecek oğlum, baba gelecek… Bizi arabasıyla gezdirecek… Hadi uyuyalım oğluşum… Saat daha çok erken… Hadi uyuyalım…”
sağlıklı,mutlu ve şanslı bir ömrü olsun:)
YanıtlaSilteşekkürler ilal
YanıtlaSil